Türkçe

Bilgibanka, Hoşgeldiniz
Jump to navigation Jump to search
Türkçe
Türkçe
Telaffuz [ˈtürkçe]
Yer  Türkiye (Resmi), Kuzey Kıbrıs (Resmi), Kıbrıs (Resmi), Bulgaristan, Makedonya, Yunanistan, İran,[1] Azerbaycan,[2] Kosova, Romanya, Irak, Bosna Hersek, Suriye [3]
Bölge Anadolu, Balkanlar, Kıbrıs, Mezopotamya, Levant, Güney Kafkasya
Etnik köken Türk
Yerli konuşanlar
88 milyon [4][5] (2014)[6]
Türkçe
Erken formlar
Standart formlar
Lehçe
Latin (Türk alfabesi)
Türkçe Köreler alfabesi
Resmi statü
Resmi dil 
 Türkiye
 Kuzey Kıbrıs[7]
 Kıbrıs Cumhuriyeti[8]
Azınlıklara Tanınmış
dil 
Düzenlenmiştir  Türk Dil Kurumu
Dil kodları
ISO 639-1 tr
ISO 639-2 tur
ISO 639-3 tur
Glottolog nucl1301[17]
Linguasphere part of 44-AAB-a
Map of Turkish Language.png
  Türkçenin resmi dil olduğu ülkeler
  Azınlık dili olarak tanınan ülkeler
Bu makale IPA fonetik sembollerini içerir. Düzgün işleme desteği olmadan, soru işaretleri, kutular veya Unicode karakterler yerine başka simgeler görebilirsiniz..

Kısaca

Türkçe veya Türkiye Türkçesi,(About this sound Türkçe ) ortak Altay dil ailesine bağlı Türk dillerinin (Oğuz öbeğine) üye bir dildir. Türk dilleri ailesi bünyesindeki Oğuz öbeğinde bulunur. Türkçe dünyada en fazla konuşulan 15. dilinden Biridir.

Türkçe Türkiye, Kıbrıs, Irak, Balkanlar, Orta Asya ve Orta Avrupa ülkeleri başta olmak üzere geniş bir coğrafyada konuşulmaktadır. Ayrıca bu dil, Türkiye Cumhuriyeti, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Kıbrıs Cumhuriyeti'nin resmî Romanya, Makedonya, Kosova ve Irak'ın ise tanınmış bölgesel dilidir. Balkanlarda konuşulur. Bunun aynı öbekte (Oğuz Öbeğinde) bulunan Azerbaycanca ve Türkmence, İran, Güney Azerbaycan, Azerbaycan, Afganistan, Gürcistan ve Türkmenistan'da konuşulur. Türkçe birçok diyalekte sahip bir dildir.

İstanbul şivesi Türkçenin yazı dilidir. Bu yüzden Türk dillerinde ve Anadolu şivelerinde bulunan "açık e", "hırıltılı h" ve "öndamaksıl n" sesleri bulunmaz. Türk abecesinde, 8 ünlü, 21 ünsüz harf bulunmaktadır, Azerbaycan alfabesinde 9 ünlü, 31 ünsüz harf bulunur. Genel olarak Türk Dilleri çok daha fazla sesi olan bir dildir; ancak Türkçede, diğer Türk dillerinde bulunan (ŋ, ɳ, q, w, ɛ) gibi sesler de bulunmaz.

Türkçe çok geniş kullanımıyla birlikte zengin bir dil olmasının yanı sıra, (özne nesne yüklem) biçimindeki tümce kuruluşlarıyla bilinmektedir. Ayrıca, Türkçe sondan eklemeli bir dildir. Bu nedenle kullanılan herhangi bir eylem üzerinden istenildiği kadar sözcük türetilebilir. Türkiye Türkçesi bu yönünden dolayı diğer Türk dilleri ortak ya da ayrık bulunan onlarca eke sahiptir.

Sınıflandırma

Türkiye Türkçesi, dünya dilleri sınıflandırmasında Ural-Altay Dil Ailesi’nin Altay dilleri kolunda bulunur. Ural-Altay dil birliği temelinde yapılan derinlemesine araştırmalar, bu iki grubu aynı dil ailesi içinde birleştirme bakımından gittikçe zayıflayan sonuçlar vermiştir. Bu sebeple Türkçe, bazı sınıflandırmalarda Altay dillerinden biri olarak belirtilmekle yetinilir; sınıflama buradan başlatılır.

Ünlü Türkolog Reşit Rahmeti Arat’ın “Türk Şivelerinin Tasnifi” makalesinde ayrıntılıca anlatıldığı gibi Türkiye Türkçesinin de yer aldığı Türk yazı dillerinin sınıflandırması konusunda geçmişten bugüne kadar çeşitli bilimsel görüşler ortaya atılmıştır. Bütün sınıflandırma çalışmalarından da hareketle Arat’ın yaptığı sınıflandırmaya göre Türkiye Türkçesi, “Türk şive grupları”nın “VI. daġlı grubu (Cenup)” içinde yer alır. Türk dil ailesi, Doğu Avrupa, Orta Asya ve Sibirya’da konuşulan 30 kadar yaşayan dili kapsar. Türk dili konuşurlarının %40 civarında bir kesimi Türkiye Türkçesi konuşmaktadır. British Council tarafından yapılan bir araştırmada Türkçe, geleceğin 10 dili arasında dokuzuncu sırada yer almıştır.[18]

Tarihçe

En eski Meşhur Türk yazıları, modern Moğolistan'da bulunan üç anıtsal Orhhon yazıttır. Prens Kül Tigin'e ve kardeşi İmparator Bilge Khagan'a onuruna dikilenler, ikinci Türk Kağanlığı'na kadar uzanır. 1889 ve 1893 yılları arasında Orkhon Vadisi'ni çevreleyen daha geniş alanda Rus arkeologlar tarafından bu anıtların ve bunlara bağlı taş levhaların keşfedilmesi ve kazılar sonrasında, yazıtlarda kullanılan dili Eski Türk alfabesi kullanılarak yazılan Eski Türk dili olarak belirlenmiştir; Almanik rünik alfabelerine yüzeysel bir benzerlik nedeniyle "Türk rünleri" veya "rüniforma" olarak da adlandırılmıştır.

Erken Ortaçağ'da (c. 6-11. Yüzyıllar) Türklerin genişlemesi ile birlikte, Türk dillerini konuşan insanlar, Sibirya'dan Avrupa'ya ve Akdeniz'e kadar geniş bir coğrafi bölgeyi kapsayan Orta Asya'ya kadar yayılmışlardır. Özellikle Oğuz Türklerinin Selçukluları, 11. yüzyılda Anadolu'ya, günümüz Türk dilinin doğrudan atası olan Oğuz dillerini getirdi. Ayrıca, 11. yüzyılda Türk dillerinin ilk dilbilimci Kara-Hanid Hanlığı'ndan Mahmud el-Kaşgari, ilk kapsamlı Türkçe dili sözlüğünü ve Türkçe konuşanların coğrafi dağılış haritasını Türk Lehçeleri (Osmanlı Türkçe: Divânü Lügati't-Türk) yayımladı.

Türk dilini benimsemeden önce, Anadolu Türklerinin başlangıçta Anadolu dillerini konuştuğu düşünülmektedir.Hint-Avrupa ailesine ait olan bu soyu tükenmiş dil grupları, Anatolianlar tarafından konuşuluyordu.

Osmanlı Türkçesi

İslamiyetin kabulünü takiben Osmanlı Devleti'nin etnik ve kültürel atası sayılan Kara-Hanid Hanlığı ve Selçuklu Türkleri tarafından tahmini 950, yılları bu devletlerin idari diliydi, Arapça ve Farsça dilden alınan sözcükler ile toplanmıştır. Osmanlı dönemi Türk edebiyatı, özellikle de Divan şiiri, Şiirsel ölçülerin ve çok sayıda ithal edilen sözlerin benimsenmesi de dahil olmak üzere Farsça'dan büyük ölçüde etkilenmiştir. Osmanlı İmparatorluğu döneminde (1299-1922) edebi ve resmî dil, Türkçe, Farsça ve Arapça'nın önemli ölçüde farklılık gösteren ve döneminin günlük Türkçesi açısından büyük ölçüde anlaşılmaz olan Osmanlı Türkçesi olarak adlandırılır. Daha az eğitimli ve daha az eğitimli toplum tarafından konuşulan kaba Türkçe veya “kaba Türkçe” olarak bilinen günlük Türkçe, daha yüksek yerli kelime dağarcığı içermekte ve modern Türk dilinin temelini oluşturmuştur.

Dil reformu ve modern Türkçe

Türkiye'nin modern devletinin kurulmasından ve dil reformundan sonra Türk Dili Derneği (TDK) 1932 yılında Mustafa Kemal Atatürk'ün himayesi altında Türkçeyi araştırmak amacıyla kurulmuştur. Yeni kurulan derneğin görevlerinden biri, Arapça ve Farsça kökenli kelimelerini Türk eşdeğerleri ile değiştirmek için bir dil reformu başlatmaktı. Basılı kelimelerin basında kullanılmasını yasaklayarak, dernek birkaç yüz yabancı kelimeyi dilden çıkarmayı başardı. TDK tarafından dile getirilen kelimelerin çoğu, yeni Türk köklerinden türetilirken, yüzyıllardır kullanılmayan Eski Türkçe sözcükleri yeniden canlandırmayı da tercih etmiştir.

Dildeki bu ani değişim nedeniyle, Türkiye'deki yaşlı ve genç insanlar kelime dağarcığından farklılaşmaya başladılar. 1940'lardan önceki jenerasyonlar, eski Arapça veya Farsça kökenli terimleri kullanma eğilimindeyken, genç kuşaklar yeni ifadeleri desteklemektedir. Atatürk'ün kendisinin, 1927'de yeni Parlamentoya yaptığı uzun uzun konuşmasında, daha sonra dinleyicilere çok yabancı bir ses getiren Osmanlı tarzında bir üslup kullandığı, modern Türkçeye üç kez “çevrilmesinin” gerekeceğidir: ilk olarak 1963'te, 1986'da ve son olarak 1995'te tekrar cevrilmiştir.

İllerleyen on yılllar içerisinde, TDK'nın yeni Türkçe kelimeleri, çoğunlukla İngilizceden gelen dile girerken yeni kavramları ve teknolojileri ifade etmek için kullandığını görüyoruz. Bu yeni kelimelerin çoğu, özellikle bilgi teknolojisi terimleri, yaygın kabul görmüştür. Bununla birlikte, TDK zaman zaman yapay ve yapay olan kelimeleri kodlamak için eleştirilmektedir. Daha önce yapılan bazı değişiklikler (fırka'nın yerini “siyasal parti” gibi alması,) halkın onayıyla degişmedi (sonradan fırka'nın yerini Fransızca,dan alınan parti ile degiştirlmiştir). Eski Türkçeden getirilen bazı sözler, özel anlamlar almıştır; örneğin betik (aslında "kitap" anlamındadır) şimdiki bilgisayar bilimlerinde "betik" anlamına gelmektedir.

Resmî durum

Türkiye Türkçesi, Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Kıbrıs Cumhuriyeti, Irak, Makedonya, Kosova, Romanya ülkelerinde çeşitli düzeylerde resmî kimliğe sahip bir dildir. Resmiyete sahip olduğu coğrafya, Türkiye Türkçesinin yayılım alanı içindedir; batıda Balkanlar’dan (orta ve kuzey) doğuda Orta Doğu’ya kadar bir alanı kapsar.

1982 T.C. Anayasasına göre Türkçe, Türkiye Devleti'nin dilidir. Bu yasa anayasanın Birinci Kısmının, Genel Esaslar Bölümünde, 3. Maddede geçer. Aynı zamanda, ilgili bölümde bulunan 4. Maddeye göre bu madde asla değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez.

Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde bu dil ülkenin resmî dilidir. Irak’ta Kerkük ilinde resmî dildir. Kıbrıs Cumhuriyeti’nde (diğer adıyla Güney Kıbrıs Rum Yönetimi) anayasal olarak Türkçe, Yunanca ile beraber resmî dil olarak geçer ancak Türkçenin resmiyetinin uygulanmasında sorunlar vardır. Makedonya’nın batısında yer alan Gostivar, Merkez Jupa, Plasniça ve Mavrova ve Rostuşa Belediyesi sınırları içinde Türkçe resmî kullanımdadır. Kosova’da Prizren, Mamuşa, Gilan, Mitroviça, Priştine ve Vıçıtırın Belediyesi kapsamında Türkçe resmî dil statüsüne sahiptir. Prizren Belediyesi sınırları içinde Türkçenin resmiyeti ise ayrıca herhangi bir ölçütün dışında, Kosova Cumhuriyeti “Dillerin Kullanımı İçin Yasa” kapsamında yasa koruması altındadır. Romanya’da Türkçe, devletin ilgili bölge veya bölgeler için resmî olarak kabul ettiği azınlık dillerindendir.[19]

Resmî olmayan kullanımlar

Avrupa ve Asya kıtasındaki bazı ülkelerde Türkiye Türkçesi için günümüzde geçerli olan resmiyetin dışında, ciddi konuşurlara sahip olunsa da bu dilin çeşitli sebeplerle resmî dil statüsü kazanmadığı ülkeler de vardır. Bulgaristan nüfusunun %10 kadarının anadili olarak Türkçe için, Bulgaristan devlet televizyonunun Türkçe programları vardır. Kırcaali Belediyesi ise iki dilde hizmet verir. Deliorman ve Doğu Rumeli'de okullarda seçmeli anadili dersidir. Yunanistan'da ise İskeçe ve Gümülcine'de seçmeli anadili dersidir ve dinî işlerde de kullanılmaktadır. Rodos'taki 2500-3000 kişilik Türk azınlığı ise, Lozan Antlaşması kapsamı dışında kalarak Yunanistan’ın ana karasında Türklerin sahip oldukları haklardan yoksun olmuşlardır.

Kurumsal yapı ve kullanım

Türkçe, Türkiye'nin ve Türkiye Türklerinin kurumsal dilidir. Türkiye'de Türk Dil Kurumu, Türk Dili Tetkik Cemiyeti adıyla 12 Temmuz 1932'de Atatürk'ün talimatıyla kurulmuştur. Cemiyetin kurucuları, hepsi de milletvekili ve dönemin tanınmış edebiyatçıları olan Sâmih Rifat, Ruşen Eşref, Celâl Sahir ve Yakup Kadri'dir. Kurumun ilk başkanı Sâmih Rifat'tır. Türk Dili Tetkik Cemiyetinin amacı, "Türk dilinin öz güzelliğini ve zenginliğini meydana çıkarmak, onu yeryüzü dilleri arasında değerine yaraşır yüksekliğe eriştirmek" olarak tespit edilmiştir. Atatürk'ün sağlığında, 1932, 1934 ve 1936 yıllarında yapılan üç kurultayda hem Kurumun yönetim organları seçilmiş, hem dil politikası belirlenmiş, hem de bilimsel bildiriler sunulup tartışılmıştır. 26 Eylül-5 Ekim 1932 tarihleri arasında Dolmabahçe Sarayı'nda yapılan Birinci Türk Dili Kurultayı sonunda Kurumun "Lügat-Istılah, Gramer-Sentaks, Derleme, Lenguistik-Filoloji, Etimoloji, Yayın" adları ile altı kol hâlinde çalışmalarını sürdürmesi kabul edilmiştir. Sonraki kurultaylarda bu kollardan bazıları ayrılmış, bazıları tekrar birleştirilmiş; fakat ana çatı değiştirilmemiştir. 1934'te yapılan kurultayda Cemiyetin adı, Türk Dili Araştırma Kurumu; 1936'daki kurultayda ise Türk Dil Kurumu olmuştur.[19]

Türk Dil Kurumu, Türkiye Türkçesinin imlasının standartlarını belirleme, dil hakkında çeşitli düzeyde çalışmalar yapma gibi konularda faaliyetler yürütür. Günümüzde bu kurum, sadece Türkiye değil, dünya çapında Türkçe ve Türkoloji ile ilgili çeşitli çalışmalarda kurumsal yüzü veya akademik mensuplarıyla yer almaktadır.

Türk Dil Kurumunun yapısıyla ilgili ilk önemli değişiklik 1951 yılındaki olağanüstü kurultayda yapılmıştır. Atatürk'ün sağlığında Millî Eğitim Bakanının Kurum başkanı olmasını sağlayan tüzük maddesi 1951'de değiştirilmiş; böylece Kurumun devletle bağlantısı koparılmıştır. İkinci önemli yapı değişikliği 1982-1983 yıllarında gerçekleştirilmiştir. 1982'de kabul edilen ve şu anda da yürürlükte olan Anayasa ile Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu, bir Anayasa kuruluşu olan Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu çatısı altına alınmış; böylece devletle olan bağlar yeniden ve daha güçlü olarak kurulmuştur.[19]

Tarih

Türkçe, bilinen ilk yazılı kaynağı olan Orhun Yazıtları ele alındığında, bin yıldan fazla geçmişe sahip bir dildir.

Türkiye Türkçesi dört evreden geçmiştir:

  1. Eski Anadolu Türkçesi; 13-15. Yüzyıllar
  2. Klasik Osmanlıca, 16.-19. Yüzyıllar
  3. Yeni Osmanlıca, 19.-20. Yüzyıllar
  4. Cumhuriyet Donemi Türkçesi, 20. Yüzyıldan bugüne

Altay dil birliği

Dil bilgisi edebiyatında bir ‘dil ailesi’ veya ‘topluluğu’ için kullanılan Altay dilleri adıyla, dar olarak üç (Türk, Moğol, Mançu dâhil Tunguz), geniş olarak bunlarla birlikte Kore ve kısa bir süreden beri Japon dilinin de yeniden katılması ile, beş dil kastedilir. Bu teori; Türk, Moğol, Tunguz, Kore ve Japon dillerinin ortak bir kökten çıktığını ve bunların akraba olduğunu kabul eden teorinin adıdır. Teoriye göre bu diller ortak bir ata dilden iniyordu. Ortak ata dil, farazi bir dildi ve tabiatıyla bir adı yoktu. Akrabalık teorisine inananlar bu farazi dile Altay dili (Altayca) adını verdiler. Teorik olarak kurgulanan bu Altay dilinden ayrılmalar sonucunda ortaya çıkan Türk dili ile Türkiye Türkçesinin tarihi başlar.[19]

Sümerce-Türkçe ilişkisi

Aşağı yukarı MÖ 3500-MÖ 1700 yılları döneminde bugünkü Mezopotamya bölgesinde konuşulmuş olan Sümerce, döneminde büyük bir medeniyetin temsilcisi, yazının kullanıldığı dil olmuştur. 1947-1948 akademik yılı sırasında İstanbul Üniversitesi Türkoloji Bölümünde öğrenci iken, eline geçen tercüme Eti Dili Sözlüğü’nde rastladığı gud “sığır, öküz” kelimesi Türkolog Osman Nedim Tuna’nın Sümerce ile derin ilgisini başlatmıştır. Bu kelime ile Eski Türkçe ud “öküz” kelimesi arasındaki benzerlik dikkatini çekmiştir. Bunun üzerine, Sümerce hakkında çok çeşitli okumalar yapan Tuna, “Sümer ve Türk Dillerinin Tarihî İlgisi ve Türk Dilinin Yaşı Meselesi” adlı eserinde, yaklaşık olarak son kırk yılda tespit ettiği 32 ses denkliğinin, karakteristik olan ve maksada yeter 16’sını sunmuştur. Türkoloji, Sümeroloji ve daha birçok bilim dalında büyük çığır açan bu çalışmadan çıkarılan sonuçlar şu şekilde verilmiştir:[19]

Sonuç

Sümerce ve Türkçe çok daha eski bir devirde birbiri ile akraba olmuş olabilir veya olmayabilir. Bu konu bizi burada ilgilendirmiyor. Fakat, Sümerlerle Türkler arasında dil bakımından tarihî bir ilgi bulunduğu hususu bu 168 kelime ve gerekli açıklamalarla ispatlanmıştır. Türklerin en az MÖ 3500’lerde Türkiye’nin Doğu bölgesinde bulunduğu tespit edilmiştir. Bunun Kuzey, Doğu ve Batı sınırlarının ne olduğunu başka bir çalışmamda açıklayacağım. Türk dilinin zamanımızdan 5500 yıl önce müstakil ve iki kollu bir dil olarak varlığı ispatlanmıştır. Eğer doğuştan, Sümerlerle temasa geldikleri zamana kadarki çözülme hızı sabit ise, İlk Türkçe veya Ana Türkçenin muazzam bir zaman önce yaşamış olması gerekir. Bu sonuç, benim 1978 yılı sonunda tamamlayıp 1983 Ağustosunda yayımladığım Altay Dilleri Teorisi adlı çalışmamda, Türk dilinin, archeology ve glottochronology araştırmalarından hareketle ileri sürdüğüm ‘yaşı, en pinti hesaplara göre 8500’dür’ (s. 52-55) ifademle karşılaştırılabilir. Şimdi, bu rakam doğrulanmaktadır. Çünkü Ana Türkçeden Ana Doğu ve Batı Türkçesine kadar geçen zamanı da hesaba katarsak, bu devreden zamanımıza kadar geçen 5500 yılın ikiye katlanması mümkündür.[19] Bugün, yaşayan Dünya dilleri arasında, en eski yazılı belgelere sahip olan dil, Türk dilidir. Bunlar, çivi yazılı Sümerce tabletlerdeki alıntı kelimelerdir.

Altay dili teorisindeki en önemli meselelerden biri olan l2/ş, r2/z’ye ait misallerdeki anachronism, bu konuda aksi istikamette bir düzeltme yapılmasını gerektirir.”

Karşılaştırmalı kelime listesi (Kısmi liste)
(Osman Nedim Tuna, Sümer ve Türk Dillerinin Tarihî İlgisi ve Türk Dilinin Yaşı Meselesi, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara 1997, s. 5-21. ISBN 975-16-0249-1)
Ses denkliği Sümer dilindeki anlamı[Liste notu 1] Sümer dili (Sm.) Türk dili (Tk.) Türk dilindeki anlamı
Sm. •D : Tk. •y, Ø
“spalten, zerschneiden, zerstören” dar yar- “yarmak”
“Band” dib yip “ip”
“Sesamöl” dig yag “yağ”
“verschlissen” tab yap- “örtmek, kapamak”
“Feind, Peiniger” taga yagı “düşman”
“country” tir yir “yer, toprak, yeryüzü”
Sm. •g : Tk. Ø, •y
“entfernen” gid ıd- “salmak, göndermek, serbest bırakmak; geçirmek”
“to be ill, to ache, to hurt, to give pain” gig ig “hastalık; hasta”
“wood, tree” giş yış “orman, dağ, ağaç, çalı”
“Tür”, “door” gişig eşik “kapı”
“ox”, gu “Rind” gud ud “sığır, öküz; boğa (burcu); sığır”
“Ökumene”, krş. ukkin “Versammlung” gukin ökün “para, gül ve buna benzer şeylerin yığını”, öküm “yığın”,
üg- “yığmak”, ügük “dolu, yığılı”
“Ernte” gurun6 orum “kesim”
Sm. •m : Tk. •K
(Emesal) “to stay” (for gal) mal kal- “kalmak”
“Ameise” marun karınça “karınca”
“Grenze” maş kaş “herhangi bir şeyin kıyısı”
“name, fame” mu “ün, şan”
Sm. •n : Tk. •y
“sich niederlagen, beschlafen; sich lagern” nad9 yad- “yaymak, döşemek, sermek”
“Bezirk” nanga yaŋa “herhangi bir ırmağın bir yanı”, yaŋak “yan, taraf”; yanggak “yan, taraf”
“Summe” nigin yıgın “yığın, küme, yığılmış”
“Licht” nurum yaruk “ışık, aydınlık; parlak”
Sm. •S : Tk. •y, Ø
“schreiben”, “to write” ~ şar id. sar yaz- “şaşmak, yanılmak, çözmek, yazmak”; “nakşetmek, resmetmek,
süsleyip bezemek”, yazıkçı “mektup getirip götüren elçi”
“prime, good” sig yig “yeğ, iyi, daha iyi”
“Hand” silig elig “el”
“singen und spielen”, sir3 “singen” şir yır “koşma, türkü, hava, ır, musikide ırlama, gazel”, “şarkı, türkü”
Sm. •Ş : Tk. •ç
“small child” sag çaga “yeni doğmuş, daha tüyü bitmemiş”
“durchschneiden” şab çap- “vurmak”, çap-tur- “boyun vurdurmak”, çap- “çarpmak, vurup kesmek”
“Gott Şulpae” şulpae çolpan “çoban yıldızı”, “çoban yıldızı, zühre yıldızı”, “sabah yıldızı, étoile blanche
qui se montre vers l’aurore et sur laquelle se guident les caravans”
“Insekt” zibin çibin “sinek”, çıbun “sinek”
Sm. •u : Tk. •kṼ/a
“Sumpf”, u4muh4 “Schlamm der flüsse” umaḫ kömek > gömek “çamurlu, bataklık yer, alan”, kömük “bataklık”
“Gewölk” umun kümün “men, person, people, another men, personality”
“people, folk” un kün “elgün, halk”
“Grab” urugal kurgan “Grabhügel”, “kurgan, kale”; “hisar, kale”; “kubbe”, “château fort; la partie
d’une ville entourée d’une enceinte”, “kurgan, mezar” krş. Amga Kurgan
Sm. d/ : Tk. d/
“ein opfergefass für Getränke” adakur adak “içki kadehi”, ayak “çanak, kâse, içki kadehi”
“bad, stinking” gid ıd “koku, misk”
“silver or goldsmith” kudim kuyum “kalıba dökme”; “çeyiz”, kuyum “argent”, kuyumçı “orfévre”,
kuyma “herhangi bir madenden (çekiçle döğme ile değil,
eritilerek dökme ile) yapılmış havan, çırakman, çekiç gibi aygıtlar”
“sleep” udi udı- “uyumak”; krş. ud “uyku”
Sm. d/, • : Tk. n/, •
“schwer” dugud yogun “kalın, yoğun”, “yoğun, şişkin, kalın”, “kalın, yoğun, kaba”
“to be long, to lengthen, to prolong” sud4 sun- “uzatmak, el uzatmak, uzanmak”, sün- “uzamak, uzanmak”
“knot, tie” tugdu tügün “dügüm”, krş. tüg- “düğümlemek, bağlamak”
“number, voting board”; şiti “Rechnung, Zahl” şid san “sayı, sayma, itibar etme”; “sayı, sayma, benzeme”
Sm. VmV : Tk. VKV
“Schafhürde”, “Umfriedung, Stall” amaş agıl “ağıl, koyun yatağı; koyun pisliği”
“Magd” geme eke “büyük kızkardeş”, eged “gerdek gecesi gelin için gönderilen hizmetçi kadın”
“two (Emesal)” imma ikki “iki”
“discernment”, “Verstand” umuş ukuş “anlayış”; “akıl, anlayış”
Sm. r/ : Tk. z/
“to spread abroad, to disperse of (a thing)”, “undo
(especially a spell)”, “to make a hole”, buru “harvest (noun)”
bur boz- “bozmak, yıkmak”, buz- “bozmak, yıkmak,
harap etmek, viraneye çevirmek, darmadağın etmek”
“dig, dig quickly” ḫar kaz- “kazmak”
“anger (Emesal)” mir kız- “to be angry, cross, ill tempered; to be angry, wexed with”, 2. to get hot…”
kızga- “(kul) kızıp uzaklaştırmak, kakımak”
“to squezze, to press out (oil, juice)” sur süz- “süzmek”
Sm. ş/ : Tk. l/
“six” aşşa altı “altı”
“shadow” gişge kölige “gölge”, kölike
“willow” gişkim yılgın “ılgın ağacı, tamariska” ılgın “tamarisk”
“Fundament” ul “duvar temeli”, “temel”
Sm. ae• : Tk. An•
“I” mae men “ben”
“you (sg.)” zae sen “sen”
“Gott Şulpae” şulpae çolpan “çoban yıldızı”; “Zühre yıldızı, çoban yıldızı”, “sabah yıldızı”; étoile blanche
qui se montre vers l’aurore et sur laquelle se guident le caravans”
“Grass, Futter, Pflanze” ulia öleŋ “sulak yer, bataklık arazi”; “ot, çayır”; “çimenlik”; “vert, endroit riche
en verdure, prairie”; öleŋlik “çayır, otlak”
Sm. g• : Tk. ŋ•
“field” aşa(g) alaŋ “alan, düz ve açık yer”
“Grenze, Grenzegebiet” bulug buluŋ “köşe, bucak, zaviye”; “köşe, yön, taraf, cihet”
“daybreak, morning, dawn”, “hell, rein, glänzend” dag taŋ “tan, sabah vakti”
“to be strong, to be vigorous, to have power”,
“machtig, stark”
kalag kalıŋ “kalabalık, çok sürü; kalın, kesif”, “çok, sayısız, sık, pek kalabalık, koyu”
Sm. m• : Tk. K•
“Steppentier” alim elik “geyik” elik kiyik, “geyik”, “ceylan”, “dağ keçisi, yaban keçisi”
“heiss”, “Feuer, Hitze, heiss” izim isig “sıcak”; “sıcak, sıcaklık, iltifat”
“Licht” nurum yaruk “ışık, aydınlık; parlak”, “aydınlık, parlak”
“a cattle stable” şurum sürüg “sürü”
Sm. CVr/z • : Tk. Cr/çV •
“Gott”, “god” dingir teŋri “Tanrı”, “gök, sema”
“Hode” dubur yumru “top gibi yuvarlak”, yumrı “yumru”, krş. yumurtga “yumurta…,
insanların ve hayvanların taşakları”
Liste notu:
  1. Tuna’nın eserinde Sümerce kelime anlamları, alıntılanan kaynaktaki dille verilmiştir.

[20]

Hun dönemi

Hunlara ait birçok kelime Çincede, bu dile özgü biçimleriyle tespit edilmiş ve bu kelime biçimleri farklı araştırmacılar tarafından Türkçe olarak açıklanmıştır. Türkolog Talat Tekin, sözü edilen kelimelerde 17’sini görüşleriyle beraber belirtmiştir:

Yukarıdaki sözlerden son dokuzu Tabgaç dönemine (MS 338-557) aittir. Çincede /r/ sesi bulunmadığı için Türkçe sözlerdeki /r/, ya /l/ ile gösterilir veya hiç gösterilmez: çeng-li / tengri, king-lu / kıngrak, wo-lu-to / ordu vb. Çin sülalesi tarihinde, MS 329’da geçen bir olay vesilesiyle, Çin karakterleriyle tespit edilmiş iki cümle vardır. Çin sülalesi tarihi- Çin-şu, 10 karakterden oluşan bu cümlelerin (beytin) Hunca olduğunu belirttiği gibi her karakterin Çince anlamını da vermiştir. Olay Çin-şu’da şöyle anlatılmıştır: “Hükümdar Şi Lo, Hsiung-nu’lara mensup Ho kabilesinden geliyordu. Başka bir Hsiung-nu lideri Liu Yao da Şi Lo’nun rakibi idi. Liu Yao, Kuangçu’nunu on birinci yılında (329) ordusu ile geldi ve Lo-yang’ı kuşattı. Şi Lo, hemen Liu Yao ile savaşmak istiyordu. Fakat buyruğu altındaki kumandanların hiçbiri bu fikri uygun bulmadı. Şi Lo, bunun üzerine çok sevdiği ve saydığı Hint rahip Fo-t’u-teng’e danıştı. Fo-t’u-teng daire biçimindeki bir çanı salladı ve çıkan sese göre Ho dilince şu kehanette bulundu:[19]

siu-k’i t’i-li-kang puh-koh kü-t’u-tang

Siu-k’i Ho dilinde “ordu”, t’i-li-kang da “çıkmak” anlamındadır; puh-koh Liu Yao’nun unvanıdır, kü-t’u-tang da “tutmak, yakalamak” demektir. Bu sözcükler toplu olarak ‘Ordu savaşmak için çıkacak ve Liu Yao’yu tutacak’ anlamına gelir.” Bu Çince karakterler, iki ünlü Sinolog tarafından aşağıdaki şekilde seslendirilmiştir:

siog tieg t’iei lied kang b’uok kuk g’iu t’uk-tang (B. Karlgren)
sux-keh the-let-kang buk-kok goh-thok-tang (E. G. Pulleyblank)

Şiratori (1902), Ramstedt (1922), Bazin (1948), Gabain (1950), Tekin (1993) gibi Türkologlar, 10 karakterlik bu ibarenin Hun Türkçesindeki biçim ve anlamını bulmaya çalışmışlardır. Tamstedt’in bulduğu biçim ve anlam şöyledir:

Süke talıkıng (talıkang) bügüg (ügeg) tutang = Savaşa çıkın, bügüyü (düşman hükümdarını) tutun!

Talat Tekin’in bulduğu biçim ve anlam şöyledir:

Sü:ke tılıkang bugukgı tuktang = Savaşa çıkın, Buguk’u (küçük geyiği veya liderciği) tutun![21]

Gerek Ramstedt, gerek Tekin, Doğu Huncaya ait bu ibarenin l-r (Bulgar-Çuvaş) Türkçesine ait olduğu görüşündedirler; çünkü Köktürkçedeki taşıkmak (çıkmak) kelimesi burada talıkmak / tılıkmak biçiminde, yani ş yerine l ile geçmektedir. Türkler ve Türk dili için bu ibarenin önemi şöyle belirtilmiştir:

  1. Çinceleşmiş bir söylenişle de kaydedilmiş olsa, bu iki cümle Türkçe olarak tespit edilmiş bulunan en eski (MS 329) cümlelerdir; üstelik kelimelerin anlamları da Çince olarak verilmiştir.
  2. Hükümdar Şi-lo’nun Hyung-nu’ların Ho boyundan olduğu ve cümlelerinde de Ho dilinde söylendiği Çin kaynağında açıkça ifade edilmiştir. Dört kelimelik iki cümle Türkçe olarak okunup açıklanabildiğine göre Hyung-nu’ların Türklüğünden de şüphe etmeye gerek yoktur.
  3. Hükümdar Şi-lo, büyük Hun hanedanı 216’da yıkıldıktan sonra Kuzey Çin’de kurulan küçük ve kısa ömürlü Hun devletlerinden biri olan 2. Cao devletinin hükümdarıdır. Şi-lo, doğu Hunlarından idi. Demek ki Büyük Hun hanedanından sonraki küçük Hun devletlerinde de Hun Türkçesi kullanılmaya hiç olmazsa bir süre devam etmiştir.
  4. Bütün Hunların olmasa bile en azından Doğu Hunlarının Türkçesi bir l-r Türkçesi idi. Ş yerine l, z yerine r kullanılması daha sonraki Bulgar ve Çuvaş Türklerinin özelliğidir. Moğolca da bir l-r dilidir. Bulgar ve Çuvaşlar dışındaki bütün Türklerin dili ş-z Türkçeşidir.[21]

Eski Türkçe

Bilinen en eski Türk yazıtlarından biri olan Orhun Yazıtları bu dönem Türkçesi ile yazılmıştır. Eski Türkçe dönemi ile ilgili bilgiye Orhun Yazıtları ve Yenisey Yazıtları'ndan da ulaşılabilir. Bunların dışında Irk Bitig gibi kağıda yazılı eserler, Eski Uygur dönemi de Eski Türkçe dönemi içinde değerlendirilir. Bu dönem, çağdaş Türk lehçe ve şivelerinden ayrı bir dönem olarak düşünülemez.

Orta Asya'dan Anadolu'ya

Türkçe, onu kullanan göçer evli ve yerleşik kavimlerin doğuda Japonya'ya, batıda ise Avrupa'ya doğru hareketiyle yayılmıştır. Afganistan ve Batı Çin civarında Moğolca; Rusya, Güney ve Güneydoğu Çin bölgesinde Tunguz; eski Sovyetler Birliği'nin batısında Türkiye'ye, güneyde ise İran'a yayılan bir alanda ise Türk dilleri olarak değişmiştir. Güneyde bulunan başlıca Türk dilleri Türkiye Türkçesi, Azeri Türkçesi ve Türkmen Türkçesidir. Oğuz boylarının kullandığı Gagavuz lehçeleri ve İran kaynaklı Horasan lehçesi, Türkiye lehçesi ile birlikte bugünkü Türkçenin bölümlerini oluşturmaktadır.

Türk Dili Yenisey yazıtları gibi tabletlerden yola çıkılarak 1300 yıl önceye kadar kaynaklanabildiği gibi yazıtlarda kullanılan abecenin gelişmişliği bu dilin daha eski tarihlere dayandığının en somut delilidir. Bugünkü Moğolistan'da Orhun (öz adında Orkun) ırmağı yakınlarında bulunan Kül Tigin ve Bilge Kağan yazıtlarından başka, dönemin tanınmış veziri Tonyukuk'un da kendisi için diktirdiği Ulan Bator kenti yakınlarındaki iki taş, Orhun Yazıtları'nın başlıca örnekleridir.

Divânu Lügati't-Türk, Türk dilini anlatan ve bu dilin yetisini göstermek için yazılan ilk sözlük yapıtıdır ve Kaşgarlı Mahmud tarafından 25 Ocak 1072'de yazılmaya başlanmış ve 10 Şubat 1074'te bitirilmiştir. Bu kitap içinde şu tümce bulunuyor: "Türk dilini öğrenmek çok gerekli bir iş olur". Yapıt, Türkçenin varsıl dilbilgisi özelliklerini en çarpıcı biçimde yansıtan bir özelliktedir.

Türkçenin kullanım alanını genişleten bir başka kişi, Karahanlı Devleti'nin üyesi, ikinci bir Türk ve Türkçe kültür abidesi olan Yusuf Has Hacib'dir. Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig adlı yapıtı ile Türk dil birliğinin diğer önemli yazılı temelini attı. 1069-1070 yıllarında bu Türkçe yapıtı tamamladı.

Ahmed Yesevi 12 yüzyılda Türk dilinde yazdığı "hikmet" adlı şiirleri bir araya getiren Türk tasavvuf edebiyatının bilinen en eski örneklerini içeren kitap ile Türkçenin kullanımını etkiledi.

13. ve 14. yüzyılda yaşamını süren Yunus Emre Türkçenin, özellikle "Türkçe şiir dilinin" temel ustası ve abidesi olmuştur. Yunus Emre'nin edebiyat tarihi bakımından, önemli bir yanı da Anadolu'da, Türkçe şiir dilinin öncüsü olması ve tasavvuf sorunlarını yalın ve kolay anlaşılır bir dille söyleyişi nedeniyledir. Şiirlerinin ölçüsü, Türkçenin ses yapısına uygun aruz olmakla birlikte söyleyişi akıcı, sürükleyici bir nitelik taşır. Tasavvufun en güç anlaşılır kavramlarını, Türkçenin ses yapısına uygun biçimde dile getirir; şiirinde, duygu ve düşünce birliğinden oluşan bir derinlik görülür.

Hacı Bayram Veli 14/15. yüzyılda Anadolu'da yaşamını süren Türk mutasavvıf ve şair olarak eserlerini Türkçe olarak yazdı ve Türkçenin kullanımını Anadolu’da önemli biçimde etkiledi. Hacı Bayram Veli, Anadolu'da dil ve kültür birliğinin sağlanması için Türkçe eserler yazılmasında Leme’at ve Gülşen-i Raz gibi eserlerin Türkçeleştirilmesinde etkili olmuş, kendisi de halkın anlayacağı dilden Ahmed Yesevi geleneğine uygun olarak şiirler yazmıştır. Devrinde Arapça ve Farsça eser vermek revaçta iken, Hacı Bayram Veli’nin halk ile ilişki kurabileceği Türkçeyi tercih etmesi belli bir olgunluğa işaret eder. Bu olgunluk Anadolu’da dil birliğinin sağlanması ve Türk kültürünün egemen olmasıdır. Türkçecilik akımı yandaşlarını da etkilemiş, bu sufiler özellikle Türkçe yapıtlar vermişlerdir.

Yazıcıoğlu Muhammed, Eşrefoğlu Rumi gibi öğrencilerinin Envaru’l-Aşıkin, Muhammediye, Müzekkinü’n-Nüfus gibi eserleri Anadolu'da yıllarca kolaylıkla okunmuş, halkın elinden düşmemiştir. Ayrıca Akşemsettin, (1389/1390 - 1460), 15. yüzyılın en büyük sufilerinden biridir ve Türkçe ile, (örnek olarak Hayatın Maddesi ve Tıp adında) çeşitli eserler ortaya koymuştur.

Türkçe ait olduğu Altay dil ailesinin en çok kişi tarafından kullanılan dilidir. 5500-8500 yıllık bir geçmişi olduğu sanılmaktadır. Genel Türkçenin Türkiye, Azerbaycan, Türkmenistan, Tataristan, Özbekistan, Başkurdistan, Nogay, Kırgızistan, Kazakistan, Yakutistan, Çuvaşistan, Güney Sibirya gibi bölgeleri vardır.

Yazılı Türkçe üzerine kaynaklarda (MÖ 1766 yılık Çin kroniğinde) ilk kez tutanaklarda tanrı, ordu, kılıç ve kut (mutluluk) sözcükleri bulunmaktadır.

Moğolca, Mançu-Tunguz, Korece ve Japonca ile yakın ilişkisi vardır. Bazı bilim adamları, ilişkinin ödünç alınmış sözcüklerden kaynaklandığını ve temelli olmadığını iddia etmiştir. Son zamanlarda yapılan karşılaştırmalı çalışmalar, bu tezin hatalı olduğunu, Türkçe ve Japoncanın temel ilişkilerinin bulunduğunu kanıtlamıştır.[19]

Dil Devrimi

Referanslar

  1. "The Muslim Minority of Greek Thrace". 
  2. Taylor & Francis Group (2003). Eastern Europe, Russia and Central Asia 2004. Routledge. p. 114. ISBN 978-1-85743-187-2. Alınmış 2008-03-26. 
  3. "Who are the Turkmens of Syria?". BBC. 24 November 2015. Alınmış 18 May 2016. 
  4. https://ec.europa.eu/public_opinion/archives/ebs/ebs_243_en.pdf
  5. Türkçenin İkinci Dil Edinimi, Ayşe Gürel, Öner Özçelik, Despina Papadopoulou, 2016
  6. Mikael Parkvall, "Världens 100 största språk 2007" (The World's 100 Largest Languages in 2007), in Nationalencyklopedin
  7. "Constitution of Turkish Republic of Northern Cyprus". www.cypnet.co.uk. 15 November 1983. Alınmış 28 January 2014. 
  8. "Languages of Cyprus". The World Factbook. Alınmış 28 January 2014. 
  9. 9,0 9,1 "List of declarations made with respect to treaty No. 148". Council of Europe. Alınmış 15 December 2013. 
  10. "Language Rich Europe launch in Greece". languagerichblog.eu. Alınmış 30 June 2014. 
  11. "Languages of Iraq". The World Factbook. Alınmış 15 December 2013. 
  12. "Article 9 (Official Languages)". www.servat.unibe.ch. Alınmış 15 December 2013. 
  13. "Kosova: Turkish Becomes Official Language". 2006-09-25. Alınmış 2013-01-11. 
  14. "Constitution of the Republic of Kosovo: Chapter 1 Article 5.2" (PDF). Republic of Kosovo. Alınmış 25 August 2014. 
  15. "Macedonia Overview". Minorityrights.org. Alınmış 28 January 2014. 
  16. "Languages of Republic of Macedonia". The World Factbook. 2002. Alınmış 15 December 2013. 
  17. Hammarström, Harald; Forkel, Robert; Haspelmath, Martin; Bank, Sebastian, eds. (2016). "Nuclear Turkish". Glottolog 2.7. Jena: Max Planck Institute for the Science of Human History. 
  18. wiki
  19. 19,0 19,1 19,2 19,3 19,4 19,5 19,6 19,7 tr viki, vikipedya. "wiki sayfası sürümü". tr.wikipedia.org. Alınmış 8 June 2018. 
  20. şablon
  21. 21,0 21,1 Ahmet Bican Ercilasun, Başlangıçtan Yirminci Yüzyıla Türk Dili Tarihi, Akçağ Yayınları, Ankara 2010, s. 61-62. ISBN 978-975-338-589-3